24 Temmuz: Sansüre veda…

24.07.2020
24 Temmuz: Sansüre veda…

 

Takvimler, 23 Temmuz 1908’i gösterdiğinde Osmanlı’ya batıdan gelen modernitenin yol açtığı yeni düşünce akımlarının etkisi; II. Meşrutiyet’in ilanıyla sonuçlandı.  Ülkenin her yanında olmasa da Babıali’de özgürlük rüzgârları kendini hissettirmeye başladı. Bunun sonucunda seçim kararı alındı ardından “Meclis-î Mebûsân” yeniden açıldı. Padişahın yetkileri sınırlandırıldı.

  1. Meşrutiyet’in ilanından sadece bir gün sonra takvimler 24 Temmuz'u gösterdiğinde, her zamanki alışkanlığı içinde saraya bağlı sansür kurulu memurları, gazetelere giderek bir gün sonra çıkacak olan gazetelerin haberlerini kontrol ve denetimden geçirmek istediler. İşte o gün İstanbul’da basılan gazete çalışanları, hiçbir sansür memurunu gazeteden içeri almadı. Bir gün sonra ise Osmanlı’da ilk sansürsüz gazeteler çıktı. Bu tarih Türk basın tarihi için bir milat oldu. O günden sonra 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrası kısa süreli sansür uygulaması bir yana bırakılırsa, gazeteler uzun süre bu uygulama ile karşı karşıya kalmadılar.

Bu tarihten yıllar sonra 10 Haziran 1946 tarihinde kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti basın tarihimizde önemli bir günü belirleyerek bu günü “Basın Bayramı” olarak ilan etmek istedi. Gelin görün ki bu konuda hararetli tartışmalar çıktı. Tartışmanın konusu ise ilk çıkan gazetenin çıkış tarihi ile ilgiliydi. Tartışmaların bir noktasında Falih Rıfkı Atay 24 Temmuz fikrini ortaya attı ve bu tarih kabul gördü. Böylece Türkiye’de 24 Temmuz, “Basın Bayramı” olarak her yıl çeşitli etkinlikler çerçevesinde İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli kentlerindeki basın meslek örgütlerince kutlanmaya başlandı.

1971 askeri darbesine kadar kutlanan Basın Bayramı, darbe sonrası gazetecilere ve yayıncılara yönelik sıkıyönetimin ağır sansür ve baskı uygulamalarına bir tepki olarak TGC tarafından bugün, “Geleneksel Gazeteciler Günü ve Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü” olarak değiştirilse de benimsenmedi.

Kısa tarihçeyi bir yana bırakıp günümüze döndüğümüzde Türkiye’de, basın özgürlüğü alanındaki tartışmaların hızından bir şey kaybetmeden sürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Fiili bir sansür kurumu olmamasına rağmen, basın iletişim alanında çeşitliliğin artması ve bunlara yönelik getirilen yeni yasal düzenlemeler; gazeteciler arasında, meseleye bakış açısından farklı görüşlerin oluşmasına neden olmakta. Medya alanında yapılan yeni düzenlemeler, iktidara yakın medya organlarınca alkışlanırken; iktidara muhalif medya organlarınca sansür olarak değerlendirilmekte. Bu iki farklı bakış açısı ülkemizde basın özgürlüğü alanındaki problemlere bakışa da aynı şekilde yansımakta. Bu bakış açısından ilkine sahip olanlar basın özgürlüğü alanında bir sorun olmadığı, bilakis basının özgür olduğunu savunurken; diğer grup, bu görüşe muhalif olarak Türkiye’nin basın özgürlüğü alanında problemli ülkeler arasında yer aldığı görüşündendir.

24 Temmuz tarihinin Türkiye’deki basın için ne ifade ettiğine yeniden dönersek; devletin çeşitli kurumlarının başında bulunanlar ile basının da içinde yer aldığı basın kuruluşlarının bu tarihte verdikleri demeçlerde bu günü, “Gazeteciler Günü ve Basın Bayramı” olarak ifade edildiğini görürüz. Öte yandan diğer bir grup gazeteci ve basın kuruluşu için bu gün, “Geleneksel Gazeteciler Günü ve Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü” olarak ifade edilir.

Bu günü kim nasıl ifade ederse etsin bu tarih, basın tarihimizin sayfaları arasında sansür kurumunun fiili olarak son bulduğu sansürsüz gazetelerin çıktığı tarihtir.

YAZAR BİLGİSİ