10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü değil ‘’Gazeteciler Günü” olsun

27.01.2021
GÜRSEL ESER
1973 Diyarbakır doğumlu. Gazeteciliğe 1995 yılında başladı. Akşam ve Sabah Gazetelerinde Diyarbakır muhabiri olarak görev yaptı. 2000 yılında Anadolu Ajansı Diyarbakır Bölge Müdürlüğünde muhabir olarak göreve başladı. 2003 Yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında AA’nın Irak temsilciliği görevini üstlendi. 2004 yılında Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğüne tayin olan Eser, 2008 yılında Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğüne tayin olarak Foto Muhabiri olarak görevini sürdürdü.  2010 yılında Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörlüğü görevini üstlenen Eser, aynı zamanda 2012 yılında Medya-İş sendikasını kurarak 2 dönem kurucu Genel Başkanlık yapmıştır. Gürsel Eser, 2009-2011 Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Genel Sekreteri 2010-2012 Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkan Yardımcılığı 2012-2016  Medya-İş Sendikası Kurucu Genel Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. Eser, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünya genelinde ilk haber yapan gazeteci olarak, Ayrıca, Hrant Dink’in Öldürülmesinde yerde yatan fotoğrafın delik ayakkabı objesiyle SEDAT SİMAVİ GAZETECİLİK ÖDÜLÜ ve TFMD Yılın Basın Fotoğrafları Ödülünü almıştır. Sürekli Basın Kartı sahibi olan Gürsel ESER evli 1 kız çocuğu babasıdır.

Gürsel Eser- KGK Mali Başkan Yardımcısı

 

4 Ocak 1961'de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “212 sayılı Kanun”un Resmi Gazete’de yayınlandığı gün olan 10 Ocak, “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutlanıyor.

Söz konusu düzenleme, iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümleri içeriyor.

O dönem bu yasa ile kendilerine yüklenen sorumlulukları kabul etmek istemeyen 9 gazete sahibi, (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah) 212 sayılı Yasa’nın ve Basın İlan Kurumunun oluşmasına ilişkin 195 sayılı Yasa’nın mesleki sakıncalar doğuracağını iddia eden ortak bir bildiriye imza atarak gazetelerini 3 gün süreyle kapattıklarını duyurdular.

Basın tarihine geçen bu gelişme üzerine gazeteciler, boykot boyunca “Basın” adını verdikleri bir gazete yayımlamaya karar verdiler. Basın gazetesi, 11 Ocak günü yayına başladı ve üç günlük boykot sırasında düzenli olarak yayınını sürdürdü.

Çalışan Gazeteciler Günü, bu olayın bir sonucu olarak ortaya çıktı ve 10 Ocak, “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.

1971’deki askeri müdahaleden sonra ülkede, gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, ”10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi.

Ancak bu günün, gazetecilerde bilinç oluşturma, sevinçte buluşma adına önemli bir kazanım olduğunu önemsemekle birlikte mesleğin kendisinin bile yeniden şekillendirildiği günümüzde, benim günün anlam ve önemine değil, bu günün adlandırılmasına itirazım var.

Bu günü, “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutluyoruz. Peki çalışmayan, çalışamayan, işten atılan, kronik hastalığından dolayı zorunlu olarak mesleğine ara veren gazetecilere ne demeli, bu arkadaşlarımız gazeteci değil mi?

Günümüzde dijital yayın hayatına geçen gazetelerimiz ve bu nedenle işten çıkarılan onca işsiz gazeteci meslektaşlarımız için ne demeliyiz?

Ben buradan tüm meslek örgütlerine çağrıda bulunuyorum; 10 Ocak gününü, “çalışan” ifadesini kaldırarak sadece “Gazeteciler Günü” olarak kutlayalım. Ben bundan sonra böyle yapacağım. “10 Ocak Gazeteciler Günü” kutlu olsun.

GAZETECİLER YIPRANMIYOR MU?

1995’ten bu yana gazetecilik yapıyorum. Diyarbakır’da başladığım meslek hayatım, çeşitli il ve kurumlarda devam etti. Aynı zamanda meslek örgütlerinde de görev aldım. Gazetecilerin elinde kalan tek güvence olan “Yıpranma Hakkı” her dönem önümüze pişirilerek getirildi. Bu hak, bazen tamamıyla kaldırılmaya, bazen da tırpanlamaya uğradı. Meslek hayatım boyunca bu sorunla 3 defa karşılaştım ve hepsinde Yıpranma Payına dokunulmaması için elimden geldiği kadar mücadele verdim. Her gündeme geldiğinde tüm gazeteciler, bu hakkımıza dokunulmaması için büyük çaba gösterdik. Son olarak ne oldu, hakkımız nerden nereye geldi kısaca aktarmak istiyorum.

 

1977’de; gazetecilerin çalışma koşullarının ağırlığı, yıpratıcılığı ve matbaa çalışanlarının kimyasallara maruz kalmaları nedeniyle, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na eklenen bir maddeyle gazetecilere ve matbaa çalışanlarına itibari hizmet hakkı tanındı.

Her yıl için sigortalılık süresine 90 gün eklenmesiyle tanınan bu hak, gazetecilerin ve matbaa çalışanlarının erken emekli olabilmesine olanak sağladı ancak en fazla 5 yıl erken emeklilik ile de sınırlandırıldı.

2008 yılında, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yapılan düzenleme ile gazetecilerin ve matbaa çalışanlarının bu hakları ellerinden alındı.

Yaklaşık 5 yıl süren mücadelenin ardından 2013 yılında; itibari hizmet zammı, "fiili hizmet süresi zammı" adı ile ve sadece gazetecileri kapsayacak şekilde geri getirildi. (Bu geri getirilmede gazeteciler aradaki prim tutarlarını kendileri ödediler.) 506 Sayılı Kanun'da tanınan haklar azaltılarak geri getirilirken, "fiili hizmet süresi zammı" basın kartı taşıma şartına bağlandı. Bu durum da birçok basın emekçisi için haksızlığa yol açtı.

 

Evet sevgili okurlar “Yıpranma Payı” ile ilgili son durum bu. Ben şimdi buradan sesleniyorum; bu ‘’Yıpranma Payını’’ ya tümüyle kaldırın, ya da her aklınıza geldiğinde üzerinde oynamayın. Bizlere bahşettiğiniz lütuf biz gazetecilere lazım değil, her yıl gündeme getirilen ve tırpanlana tırpanlana elde avuçta kalmayan “Yıpranma Payı’nı istememe durumuna getirdiniz. Çünkü biz Gazeteciler hiçbir riskli işte çalışmıyoruz. Savaşta, depremde, salgın hastalıklarda ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde kelle koltukta görev yapan biz gazeteciler değiliz! Hain darbe girişimi sırasında tüm vatandaşlarla birlikte sokaklara canları pahasına çıkan, stüdyoları basılan, baskına rağmen yayını kesmeyen biz Gazeteciler değiliz!

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.