Babıâli'yi gel de özleme

29.01.2021

Mehmet Avşar - KGK Yaygın Medya Meclis Üyesi

Son yılarda toplumların hayatlarını derinden etkileyen, içinde dijital alanın da olduğu bilgi ve teknolojik gelişmeler bazı meslekleri hem iyi yönde hem de kötü yönde etkiledi.

Hiç kuşkusuz bu mesleklerin başında gazetecilik geliyor. Dijital dünya gazetecilik mesleğini bambaşka bir mecraya taşıdı. Köyde ahırında hayvanlarına yem vermekte olan bir çiftçi bile, bir anda aklına gelen bir fikri facebook üzerinde hemen hayata geçirebilir noktaya geldi. Hemen bir sayfa açıp, ismine de filan gazete, filan televizyon  veya filan haber ajansı yazarak o andan itibaren hem çiftçi, hem de gazeteci olabiliyor. Üstelik hiç çekinmeden, şantaj ve tehdit haberleri bile yapabilme noktasına kadar ulaşıyor.

Ondan sonra da ne mi oluyor? Toplum bunu normal karşılıyor, garipsemiyor, ayıplamıyor. “Gazeteci gazeteciliğini, çiftçi çiftçiliğini, çöpçü çöpçülüğünü, öğretmen öğretmenliğini, imam imamlığını yapsın “demiyor. Örneğin bu kişinin adı Hasan olsun.

“Hasan ağa meğer gazeteciymiş”.  Hasan’ın gazetesi diye, televizyonu diye ağızdan ağıza reklamı yayılmaya başlanılıyor. Hasan ağa bile “yahu ben gırgırına bir iş yaptım, baksana herkes beni ciddiye aldı, bu gazetecilik iyi şey, itibar da görüyorum. Vali de beni artık kale alıyor, beni  gazeteci olarak  makamında ağılıyor, ben en iyisi bu işi devam ettireyim” diyor. Başlar asıl işi olan üretimi ihmal etmeye çünkü vali onu çiftçi olarak bu şekilde ağırlamamıştı, valilik kapısından geçmeye bile cesaret edememişti. O nasırlı eller bürokraside ve siyasette yeterli ilgiyi görseydi belki bu işe kalkışmayacaktı. Hiç bilmediği bir dünyanın tam ortasına düşmüş ve gazeteci olarak değer görmüştü, belki hiç para kazanmıyordu ama bu durum ona daha cazip gelmişti.

Gazetecilik önemli ve saygın bir meslek elbette, gazeteci her yerde gerekli değeri görmeli, ancak benim itirazım gazeteci olmayanın gazeteci sıfatıyla değer görmesi. Haddi zatında insanlar insan olaraktan da değer görmeli.

Tabii bu gelişmeler trajik komik bir silsilenin fitilini de ateşlemiş oluyor. Artık kim tutar  bizim Hasan’ı. Başlar  canlı yayınlara. Haber bülteni bile sunar, ancak cep telefonunu sürekli titrettiği için izleyiciler, “Hasan abi sabit tut, sabit tut” diye sürekli uyarırlar. Bazen de kameranın önüne parmağını koyar, görüntü ise yarım yamalak. Birde bir Türkçesi var, düşman başına! Cümleler Türkçeyi perişan eyler.

Ancak sorgulayıcı bir toplum olmadığımız için, kimse de, “yahu kardeşim bırakın şu komediyi, bu işinde suyunu çıkarttınız, bırakın da bu işin ehlileri bu işi yapsın” demez.

İşte  bizim toplum olarak en büyük eksikliğimizdir sorgulamamak. Sorgulamadığımız için de meydan boş kalır, yalanlar, yanlışlar havada uçuşuverir.

Geçenlerde bir dostumun iş yerinde bir inşaat ustasıyla ayak üstü sohbet ettik. “Usta” dedim, “işler nasıl? “Yok abi “dedi, “pandemi bizi bitirdi” diyerek şöyle devam etti;

“Sosyal medya üzerinde bir haber ajansı kurdum, eş, dosta reklam alıyorum. Bu iş daha iyi,  artık bundan sonra gazetecilik yapacağım, şimdiden 50 bin takipçimiz var.”

BABIALİYİ ÖZLER OLDUK

Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve bugünkü Türkiye topraklarında çıkan ilk gazete idi  Takvim-i Vekâyi. Devletin ilk resmi yayın organıydı ve 1831’den itibaren yayımlanan bir gazete idi.

Tabii ondan 9 yıl sonra Ceride-i Havadis yayımlanmaya başladı. O zamanlar “Gazete” yerine “Ceride” sözcüğü  kullanıldığı için, bugünkü adıyla Havadis Gazetesi olarak telaffuz edilebilir. Sahibi her ne kadar bir İngiliz olsa da, “Türkiye’nin ilk özel gazetesi” idi. Daha sonra 2020’de Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle Anadolu Ajansı kuruldu.

Yaklaşık iki asır  önce ilk gazete çıktığında; Osmanlı Devleti’nin idari merkezinin bulunduğu yere verilen “Babıali” adı; gazeteler, dergiler, yayın evleri ve matbaalar orada toplandığı için, basın merkezi işlevi görüyordu. Yani mesleğe ilk adımını atan gazeteciler “Babıali”de atardı????. O tezgahtan geçmeyen gazeteci olamıyordu, bugünkü ders kitaplarında okutulan edebi eserler o dönemin mahsulüdür.

Mesela iyi bir gazeteci olan Necip Fazıl Kısakürek’in o dahilik keşfindeki gücünün geçmişinde Babıali vardı. Lokallerde usta gazeteciler ile çırak gazeteciler bir araya gelir, orası bir eğitim yuvasına dönerdi. O zamanın usta kalemleri, bugünkü bir çok köşe yazarından daha bilgili, daha deneyimliydi. Türkçesini iyi kullanan, eski deyimiyle hakiki muharrirler veya muhabirlerdi. İçlerinde bir çoğu duayen idiler.

EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAYAN ÖZGÜR GAZETECİ OLAMAZ

Peki gazetecilik mesleği neden bu kadar ayaklar altına serildi? Neden 300 tl.’ye bir site açan hemen  bu kadar kolay gazeteci olabiliyor?  Bunun bir yasal düzenlenmesi gerekmiyor mu?

İşte bu korsan gazeteciler yüzünde gerçek gazetecilerin çoğu işsiz yada karın tokluğuna çalışıyorlar. Bir gazeteci bir Vali kadar maaş alamıyorsa o gazeteci mesleğini gerçek manada icra edemez. Gün gelir bir paket sigaraya kalemini satar duruma düşer. Artık gelişen dijital dünya büyük bir köy haline geldi. İnsanların doğru bir şekilde bilgilendirilmeleri, gerçeklerden haberdar olmaları ekonomik bağımsızlığını elde etmiş dürüst ve gerçek gazeteciler sayesinde mümkün olacak.

“Yerel” ve “ulusal” diye gazeteciliği kamplara ayırmak tam bir facia. İşte bu olgunun sonucunda internetin de gelişmesiyle gazeteciler zivil gibi çoğaldı, gazeteci beş para etmez oldu. Bütün gazeteler, dergiler ve televizyon kanaları ulusal olarak kabul edilmeli, her ulusal yayın organın her ilde bir bürosu olmalı ve çalışanlar asgari ücret değil, bir Vali’nin sahip olduğu maaşa sahip olmalı. Yoksa bırak valileri eleştirmeyi, yerel gazeteciler ayakta kalmak için gelene paşam, gidene ağam demeye devam eder ve biz gazeteciler hep bugüne bakarak, sürekli geçmişi yad etmeye devam ederiz.

GAZETECİLİK HAKKIYLA YAPILAMAZSA DİL EROZYONA UĞRAR

Gazete ve dergilerde yayınlanan her haber, her köşe yazısı topluma örnek olacak şekilde olmalı. Devletin köklü ve örnek kuruluşu Anadolu Ajansı’nın kullandığı yazım kuralları ve gramer dil yapısı, diğer basılı veya internet ortamda yayın yapan tüm  özel yayınları kapsamalı. Bunlar denetlenmeli, Türkçeyi doğru şekilde kullanmayan yayın organları üç kez uyarıldıktan sonra süresiz kapatılmalı. Bakınız, ünlü Çin bilgini Konfüçyüs'a soruyorlar: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsanız, ilk ne yaparsınız, ilk iş ne yaparsınız?" Konfüçyüs diyor ki "İlk dilden başlarım." Şaşırıyor herkes. "Ya bunca kargaşa var, bunca iş varken dilden mi başlarsın?" "Evet, dilden" diyor. "Çünkü dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatmaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz, görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa,  adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir." İşte bu yüzden gazeteciliğin omuzlarındaki yük büyüktür, doğru şekilde yapılmazsa dil erozyona uğrar, toprak çöl olur.

Bizler Türk toplumu olarak ister gazetecilikte  olsun, ister diğer mesleklerde olsun işimizi en iyi şekilde yaptığımız sürece çağdaş gelişmiş ülkeler hizasına geliriz. Yoksa alt yapısı sağlam olamayan hiçbir yapı üste sağlam olamaz. Bu yüzden 83 milyon olarak çok çalışmalıyız ve üretmeliyiz. Bu konuda sözlerime  son noktayı koyarken sizleri naçizane yazdığım bir şiirle baş başa bırakmak istiyorum. 2021 yılı bizlerin de içinde olduğu 83 milyon vatandaşımıza hayırlara vesile olsun dileğimle. Hoş gelsin, sefa getirdin 2021 yılı.

Çalışmak güzel şey,

Çalışmak, pasını alır demirin,

Çalışmak, huzurlu alınteri,

Çalışmak, güzel yarınlar için.

Çalışmak, kanatlarında zamanın,

İçine sinmesidir içilen bir çayın,

Çalışmak, alır götürür, kalbin kirini.

Sema Kavs-i mutalsam iksirini,

Çalışmak, gizemli hayal ülkesi,

Düşürür insanın içine bir karanfil,

Çalışmak, içimizdeki büyük sevda

İnce belini saran kemerdeki sırma

Çalışmak, sabahın köründe,

Beberekli???? çiftçilerden kalan öğreti,

Her şeyin en alasından biraz,

Ve babamdan kalan en büyük miras.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.